Çocuklarda Uyku Düzeni Nasıl Oluşturulur?

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusu, her ebeveynin çocuğunun ilk günlerinden itibaren yanıtını aradığı ve yıllar içinde farklı biçimlerde yeniden sorduğu temel bir sorudur. Uyku, yalnızca bir dinlenme süreci değildir; büyüme hormonlarının salındığı, beyin bağlantılarının pekiştirildiği, bağışıklık sisteminin güçlendirildiği ve duygusal dengenin yeniden kurulduğu aktif bir biyolojik süreçtir. Dolayısıyla çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusu, aslında çocuğun genel sağlığı ve gelişimi için nasıl bir zemin hazırlanır sorusunun bir başka biçimidir.

Günümüzde ebeveynler bu konuda pek çok farklı kaynaktan ve zaman zaman birbirleriyle çelişen bilgilere maruz kalmaktadır. “Çocuğunu ağlatma”, “sınır koymazsan alışkanlık yapar”, “her çocuk farklıdır” gibi ifadeler doğruluk payı taşısa da, bilimsel verilerden yoksun olduğunda yönlendirici olmaktan çıkar ve kafa karışıklığına yol açar. Oysa bebeklerde uyku eğitimi ve uyku öncesi rutinleri gibi kanıta dayalı kavramlar, bu karmaşayı önemli ölçüde azaltmaya yardımcı olabilir.

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusuna yanıt ararken önce şunu anlamak gerekir: Uyku, öğretilmesi gereken bir beceridir. Tıpkı bir çocuğa yürümeyi ya da konuşmayı desteklediğimiz gibi, uyku becerisini de tutarlı, sakin ve uyarıcıdan uzak bir ortamda destekleriz. Sağlıklı uyku hijyeni bu desteğin çerçevesini çizer; gece uykusu düzenleme çabaları ise bu çerçevenin günlük hayata yansımasıdır.

Bu rehberde, biyolojik saat ve sirkadiyen ritim kavramlarından yaş gruplarına göre uyku saatlerine, uyku odası koşullarından ebeveynlerin uyku konusundaki hatalarına kadar kapsamlı bir çerçeve sunulmaktadır. Amaç, yargılamadan ve gerçekçi beklentilerle her aileye uyarlanabilecek bir yol haritası oluşturmaktır.

Çocuklarda Uyku Düzeni Nasıl Oluşturulur? Temel İlkeler

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun yanıtı üç temel ilkeye dayanır: tutarlılık, öngörülebilirlik ve uygun uyarıcı ortam. Tutarlılık, her gece aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmayı; öngörülebilirlik ise çocuğun “şimdi ne olacak” sorusunu yanıtsız bırakmayan bir akışı ifade eder. Uyarıcı ortam ise sağlıklı uyku hijyeninin fiziksel boyutunu oluşturur.

  • Uyku saati her gün en fazla 15-20 dakika sapmayla korunmalı; hafta sonu dahil bu kural geçerli olmalıdır.
  • Uyku öncesi rutinleri aynı sırada ve aynı sürede uygulanmalı; bu döngü çocuğun beynine “uyku geliyor” sinyali gönderir.
  • Gece uykusu düzenleme çabalarında ilk birkaç gün dirençle karşılaşmak normaldir; tutarlılık kısa sürede sonuç verir.
  • Bebeklerde uyku eğitimi, bebeğin gelişim düzeyine uygun yöntemlerle ve ebeveynin kendi değerleri gözetilerek şekillendirilmelidir.

Uykunun Çocuk Gelişimi Üzerindeki Kritik Önemi

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunu ciddiye almanın en güçlü gerekçesi, uykunun gelişim üzerindeki doğrudan ve ölçülebilir etkisidir. Uyku yoksunluğu yaşayan çocuklar; dikkat güçlüğü, duygusal dengesizlik, bağışıklık zayıflığı ve öğrenme güçlükleri yaşayabilir. Tersine, sağlıklı uyku hijyenini erken yaştan itibaren edinen çocuklar akademik, sosyal ve duygusal açıdan daha dirençli bir gelişim profili sergilemektedir.

  • Büyüme hormonu (GH), derin uyku sırasında en yoğun biçimde salgılanır; bu nedenle gece uykusu düzenleme, fiziksel büyümeyi doğrudan etkiler.
  • Uyku sırasında beyin, gün boyunca toplanan bilgileri sınıflandırır ve uzun süreli belleğe aktarır; öğrenme kalıcılığı uykuyla doğru orantılıdır.
  • Bağışıklık sistemi, uyku süresince sitokin üretimini artırır; çocuklarda uyku problemleri hastalık sıklığını artırabilir.
  • Duygusal düzenleme becerileri, yeterli uyku almayan çocuklarda belirgin biçimde zayıflar; öfke krizleri ve ağlama nöbetleri uyku yetersizliğinin sık belirtilerindendir.

Biyolojik Saat ve Sirkadiyen Ritim: Uyku Mekanizması

Sağlıklı uyku hijyenini anlamak için sirkadiyen ritim kavramını kavramak şarttır. Sirkadiyen ritim, yaklaşık 24 saatlik döngüler halinde işleyen ve ışığa duyarlı bir biyolojik saattir. Bu saat; uyku, uyanıklık, vücut ısısı ve hormon salınımını koordineli biçimde düzenler. Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun bilimsel temeli, büyük ölçüde bu ritmi desteklemek üzerine kuruludur.

  • Melatonin, karanlık ortamda salgılanmaya başlar ve uykuya geçişi kolaylaştırır; bu nedenle uyku odası koşulları arasında karartma kritik bir yer tutar.
  • Sabah ışığına maruz kalmak, biyolojik saati sıfırlar ve gece uykusu düzenleme açısından belirleyici bir rol oynar.
  • Düzensiz uyku-uyanma saatleri sirkadiyen ritmi bozar; bu bozulma, çocuklarda uyku problemleri olarak tezahür eder.
  • Bebeklerde uyku eğitiminde ritim henüz olgunlaşmadığından, düzenli günlük akış oluşturmak (beslenme, uyku, oyun saatleri) sirkadiyen sistemin gelişmesine yardımcı olur.

Yaş Gruplarına Göre İdeal Uyku Saatleri ve İhtiyaçları

Yaş gruplarına göre uyku saatleri, çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun en somut yanıtlarından birini sunar. Her gelişim döneminin uyku ihtiyacı farklıdır ve bu farklılığı gözetmek, hem ebeveyn beklentilerini gerçekçi kılar hem de gereksiz kaygıları önler.

  • 0–3 ay (yenidoğan): Günlük toplam 14–17 saat uyku gereksinimi vardır. Gece uykusu düzenleme bu dönemde henüz mümkün değildir; beslenme döngüleri uykuyu bölmektedir. Bebeklerde uyku eğitimi bu dönemde ebeveynin ritim oluşturmasına odaklanır.
  • 4–11 ay: 12–15 saat uyku önerilir; gece uykusu düzenleme yavaş yavaş mümkün hale gelir. Bebeklerde uyku eğitimi bu dönemde uygulanmaya başlanabilir.
  • 1–2 yaş: Yaş gruplarına göre uyku saatleri 11–14 saat aralığındadır; gündüz uykusu hâlâ gereklidir.
  • 3–5 yaş: 10–13 saat; uyku öncesi rutinleri bu dönemde en etkili biçimde oturur. Çocuklarda uyku problemleri bu yaşta sıkça gündeme gelir.
  • 6–12 yaş: 9–11 saat; yaş gruplarına göre uyku saatleri okul başarısıyla doğrudan ilişkilidir. Sağlıklı uyku hijyeni bu dönemde alışkanlığa dönüşmelidir.
  • 13–17 yaş: 8–10 saat; sirkadiyen ritim gecikme eğilimi gösterir, ergenler doğal olarak daha geç uyumak ister. Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları bu dönemde en sık gece ekran kullanımına göz yummak biçiminde ortaya çıkar.

Sağlıklı Uyku Hijyeni: İdeal Uyku Odası Nasıl Olmalı?

Uyku odası koşulları, çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun fiziksel altyapısını oluşturur. Beyin, uyku başlamadan önce vücut ısısını düşürmeye ve uyaranları azaltmaya ihtiyaç duyar; bu süreci destekleyen bir oda, sağlıklı uyku hijyeninin bel kemiğidir.

  • Sıcaklık: Uyku odası koşulları açısından ideal sıcaklık 18–20°C aralığındadır. Çok sıcak oda, uykuya geçişi geciktirir ve derin uyku süresini kısaltır.
  • Işık: Karartma perdesi veya göz bandıyla melatonin salınımı desteklenmelidir. Uyku odası koşulları arasında en sık ihmal edilen unsur budur.
  • Ses: Düşük düzeyde beyaz gürültü (fan, doğa sesleri), ani ses dalgalanmalarını maskeler ve gece uykusu düzenleme açısından işlevsel olabilir.
  • Yatak düzeni: Yatak yalnızca uyku için kullanılmalı; oyun veya ekran alanı olarak konumlandırılmamalıdır. Bu, sağlıklı uyku hijyeninin davranışsal boyutudur.
  • Koku: Lavanta gibi sakinleştirici aromalar, bazı çocuklarda uyku geçişini kolaylaştırabilir; ancak her çocuğun duyusal hassasiyeti farklıdır.

Uyku Öncesi Rutinleri: Adım Adım Geceye Hazırlık Rehberi

Uyku öncesi rutinleri, çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun pratik cevabını en somut biçimde sunan araçlardır. Rutin, çocuğun beynine tekrar eden sinyal zincirleri aracılığıyla “uyku zamanı geliyor” mesajını iletir. Bu mesaj ne kadar tutarlı gönderilirse, uykuya geçiş o kadar kolaylaşır.

  • 60–90 dakika önce: Ekranlar kapatılır. Dijital uyaranların yarattığı zihinsel aktivasyon bu sürede yavaşlamaya başlar. Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları arasında en yaygın olanı, bu adımı atlayarak çocuğu doğrudan yatağa götürmektir.
  • 45 dakika önce: Ilık banyo ya da duş; vücut ısısını yükseltip ardından düşürerek melatonin salınımını tetikler. Bebeklerde uyku eğitimi rutinlerinde ılık banyo en etkili geçiş araçlarından biridir.
  • 30 dakika önce: Pijama giyme, diş fırçalama; bu alışkanlıklar uyku öncesi rutinleri içinde koşullanmış sinyaller haline gelir.
  • 20 dakika önce: Sessiz okuma, ninni veya sakin bir sohbet. Bu aktiviteler hem güven duygusunu pekiştirir hem de zihinsel aktivasyonu düşürür.
  • Yatağa geçiş: Çocuk uykulu ama henüz uyanıkken yatağa bırakılmalıdır. Bebeklerde uyku eğitiminin temel hedeflerinden biri budur: çocuğun kendi kendine uykuya dalma becerisini geliştirmesi.

Beslenme ve Uyku İlişkisi: Nelerden Kaçınılmalı?

Gece uykusu düzenleme çabalarında beslenme, çoğu zaman göz ardı edilen ama kritik bir değişkendir. Uyku öncesi ne yenilip içildiği, uykuya geçiş süresini ve uyku kalitesini doğrudan etkiler.

  • Kafein içeren içecekler (çay, kola, çikolata) uyku öncesi 4–6 saat içinde tüketilmemelidir. Çocuklarda uyku problemleri arasında en kolay giderilebilenlerden biri bu basit düzenlemeyle mümkündür.
  • Yüksek şekerli besinler kan şekerini dalgalandırır ve gece uyanmalarına zemin hazırlayabilir.
  • Yatmadan hemen önce büyük öğün yemek, sindirim sürecini aktif kılar ve derin uykuya geçişi geciktirebilir.
  • Hafif bir atıştırmalık (peynir, muz, tam tahıllı kraker) triptofan içeriği sayesinde uyuma sürecini destekleyebilir; ancak bu kişisel tercihe ve çocuğun rutinine bağlıdır.
  • Bebeklerde uyku eğitimi sırasında gece beslenme ihtiyacı azaldıkça, gece uykusu düzenleme çok daha kolaylaşır; bu sürecin aceleci biçimde değil, bebeğin hazırlığına göre yönetilmesi önerilir.

Çocuklarda Sık Karşılaşılan Uyku Problemleri ve Çözümleri

Çocuklarda uyku problemleri; uykuya dalmakta güçlük, gece sık uyanma, kabus görme, uyku terörü ve erken uyanma biçimlerinde karşımıza çıkar. Her birinin farklı nedenleri ve farklı yaklaşımları vardır.

  • Uykuya dalmakta güçlük: Çoğunlukla aşırı uyarılma veya yetersiz uyku öncesi rutinleri kaynaklıdır. Ekran süresini kısaltmak ve tutarlı bir rutin oluşturmak ilk adımdır.
  • Gece sık uyanma: Uyku döngüsü geçişlerinde kendi kendini sakinleştirme becerisi gelişmemişse ortaya çıkar. Bebeklerde uyku eğitimi bu beceriyi geliştirmeyi hedefler.
  • Kabus görme: 3–6 yaş arasında sıktır; çocuklarda uyku problemleri arasında en çok ebeveyn kaygısına yol açanıdır. Gündüz işlenen duygusal deneyimler gece kabuslara dönüşebilir; rutinin güvenli ve sakin olması koruyucu rol oynar.
  • Uyku terörü: Derin uyku sırasında gerçekleşir; çocuk uyanmaz ama çığlık atar. Müdahale etmemek ve sakin kalmak önerilir. Sağlıklı uyku hijyeni ile tetikleyiciler (yorgunluk, düzensiz uyku saatleri) azaltılabilir.
  • Erken uyanma: Uyku odası koşulları (sabah ışığı, gürültü) belirleyici olabilir. Karartma perdesi ve beyaz gürültü bu sorunu büyük ölçüde çözebilir.
  • Yatağa gitme direnci: Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur çabalarının önündeki en yaygın engeldir. Tutarlı sınırlar ve olumlu pekiştirme (sticker takvimi gibi) etkili araçlardır.

Ebeveynlerin Uyku Eğitimi Sürecinde Yaptığı Temel Hatalar

Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları, çoğunlukla iyi niyetle yapılır; ancak uzun vadede çocuklarda uyku problemlerini pekiştirebilir. Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun yanıtında bu hataları fark etmek, sürecin en kritik adımlarından biridir.

  • Uyku saatini sürekli ertelemek: “Biraz daha oynasın, yorulsun” mantığı çoğunlukla ters teper; aşırı yorgunluk kortizol seviyesini yükseltir ve uykuya geçişi zorlaştırır. Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları arasında en yaygın olanıdır.
  • Çocuğu uyutarak yatağa bırakmak: Çocuk kolda ya da emzirilirken uyursa, gece döngüsü geçişlerinde aynı koşulları arar ve ağlar. Bebeklerde uyku eğitiminin temel prensibine aykırıdır.
  • Tutarsız sınır koymak: Bazen izin verilen, bazen reddedilen yatakta uyuma veya geç yatma talepleri, çocuğun deneme-yanılma döngüsünü uzatır.
  • Ekrana izin vermek: Yatmadan önce tablet veya telefon kullanımı, melatonin salınımını baskılar. Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları arasında günümüzde en hızlı yayılanıdır.
  • Hafta sonu düzeni bozmak: Cumartesi-pazar geç yatıp geç kalkmak, pazartesi sabahı “sosyal jet lag”a yol açar ve yaş gruplarına göre uyku saatleri dengesini bozar.
  • Uyku öncesi rutinleri atlamak: Yoğun günlerde “bu gece geçelim” kararı, tutarlılık ilkesini zedeler ve kazanımların sıfırlanmasına neden olabilir.

Dijital Ekranların ve Teknolojinin Uyku Kalitesine Etkisi

Günümüzde çocuklarda uyku problemlerinin önemli bir kısmı, ekran kullanımının artışıyla paralel biçimde yükselmiştir. Ekranların mavi ışığı, sirkadiyen ritmi bozarak melatonin salınımını geciktirir; içeriklerin uyarıcı yapısı ise zihinsel aktivasyonu yatakta da sürdürür.

  • Yatmadan en az 60 dakika önce tüm ekranlar kapatılmalıdır; bu kural, sağlıklı uyku hijyeninin müzakereye kapalı bir unsurudur.
  • Uyku odası koşulları arasında ekransız alan ilkesi yer almalıdır; telefon, tablet ve televizyon yatak odasında bulunmamalıdır.
  • Gece ekran kullanımı, yaş gruplarına göre uyku saatleri arasındaki sapmayla güçlü bir korelasyon göstermektedir.
  • Ebeveynlerin uyku konusundaki hataları arasında en giderek yaygınlaşan örüntü, çocuğu sakinleştirmek amacıyla yatakta ekran izletmektir; bu kısa vadede işe yarasa da uzun vadede bağımlılık döngüsü yaratır.

Gündüz Uykusu ile Gece Uykusu Arasındaki Denge Nasıl Kurulur?

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun sıkça atlanan boyutu, gündüz uykusunun gece uykusunu nasıl etkilediğidir. Gündüz uykusu, özellikle 5 yaş altı çocuklar için gelişimsel bir ihtiyaçtır; ancak yanlış zamanlanması gece uykusu düzenleme çabalarını ciddi biçimde sekteye uğratabilir.

  • Gündüz uykusu 3 yaşından sonra 30–45 dakikayla sınırlı tutulmalı; öğleden sonra 15.00’ten geç başlamamalıdır.
  • Uzun veya geç gündüz uykusu, gece uykusuna geçişi geciktirir ve gece uykusu düzenleme çabalarını zorlaştırır.
  • Okul çağı çocuklarında (6 yaş ve üzeri) gündüz uykusu genellikle artık gerekli değildir; zorunlu kılınırsa yaş gruplarına göre uyku saatleri dengesi bozulabilir.
  • Bebeklerde uyku eğitimi sürecinde gündüz uyku aralıklarını da düzenlemek, gecelerin çok daha hızlı oturmasını sağlar.

Kesintisiz Bir Uyku İçin Evde Uygulanacak Pratik Stratejiler

Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sorusunun son halkası, tüm bilgileri eyleme dönüştüren pratik stratejilerdir. Aşağıdaki öneriler, sağlıklı uyku hijyenini ve gece uykusu düzenleme hedeflerini günlük yaşama entegre etmek için tasarlanmıştır.

  • Çocukla birlikte görsel bir “uyku rutini tablosu” hazırlayın; her adım resimle gösterilsin. Bu, uyku öncesi rutinlerini çocuğun sahiplenmesini sağlar.
  • Haftalık başarılı geceleri küçük ödüllerle pekiştirin (sabah favori kahvaltı, sticker takvimi gibi). Bu pozitif pekiştirme, ebeveynlerin uyku konusundaki hataları arasında yer alan ceza odaklı yaklaşımın alternatifidir.
  • Çocuğun yatak odasını güvenli ve çekici kılın; gece lambası, favori oyuncak veya kişisel süsleme ile alanı sahiplenmesini destekleyin. Uyku odası koşulları yalnızca fiziksel değil; duygusal güvenlik de içermelidir.
  • Hafta sonu uyku saatini en fazla 30-45 dakika kaydırın; yaş gruplarına göre uyku saatleri tutarlılığı hafta içi performansı ve ruh halini doğrudan etkiler.
  • Tüm bakım verenlerin (anne, baba, büyükanne, bakıcı) aynı rutini uyguladığından emin olun; tutarsızlık çocuklarda uyku problemlerinin en sık tetikleyicisidir.
  • Çocuklarda uyku düzeni nasıl oluşturulur sürecinde sabırlı olun; yeni bir rutinin oturması genellikle 2–4 hafta sürer ve bu süreçte tutarlılık, her şeyden önce gelir.

Akran Zorbalığı ve Belirtileri

Akran zorbalığı, bir kişinin ya da birkaç kişinin, güçsüz hissettikleri başka bir kişiye ya da kişilere kasıtlı olarak zarar vererek onları incitmesi olarak tanımlanmaktadır. Öğrenme güçlüğü yaşayan çocuklar okulda, sınıf içinde, akranları tarafından zorbalığa uğrama açısından risk altında olan çocuklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü bu çocuklar öğrenme süreçlerinde yaşadıkları zorluklar sebebiyle arkadaşları tarafından alay konusu olan, küçümsenen, lakap takılan çocuklar olabiliyor. Bu noktada ailelerin ve öğretmenlerin çocukların psikolojik sağlamlıklarını arttıracak yöntemleri bilmeleri ve kullanmaları önemli görülmektedir. 

Öncelikle akran zorbalığının çeşitlerine, zorbalık yapan ya da zorbalığa maruz kalan çocukların özelliklerine ve ardından çocukları zorbalığa karşı psikolojik açıdan sağlam hale getirmek için ailelerin neler yapabileceğine bir bakalım

Akran Zorbalığının Türleri

Fiziksel Zorbalık: İtme, tekme, vurma, yumruk atma, çekiştirmek gibi fiziksel olumsuz davranışlar.

Sözel Zorbalık: Küfür etme, hakaret etme, lakap takma, sözlü taciz ve tehditler.

Duygusal Zorbalık: Reddetme, dışlama, söylenti yayma, yalnız bırakma, alay etme, iğneleme gib davranışlar.

Dijital Zorbalık: Elektronik cihazlar aracılığıyla kişilik haklarına saldırı, itibar zedeleme, sansürleme, siber taciz, tehdit ve şantaj yapma.

Zorbalığın çeşitlerini hangi davranışların zorbalık olduğunu bilmek çocukları bu davranışlardan korumak için ilk adımdır.

Zorbalık strese verilen öğrenilmiş bir tepkidir ve başkası üzerinde kontrol sağlama, güçlü hissetme motivasyonu olarak da tanımlanmaktadır. Yani zorbalığa başvuran çocuklar kendi içlerinde kendi güvenli ortamlarını yaratmaya çalışmaktadır. Peki bir çocuğun zorbalığa maruz kaldığını nasıl anlarız?

Zorbalığa Maruz Kalan Çocuklarda Görülebilecek Belirtiler

Davranış Değişiklikleri: Çocukların, normalden farklı bir şekilde hareket etmeleri ya da alışılmadık tepkiler vermesi.

Dışlanma: Sosyal açıdan izole edilmek, arkadaş grubuna alınmamak, yalnız kalmak.

Fiziksel İzler: Dövüş, itiş kakış veya vücuduna zarar verilmesinden dolayı çocuklarda oluşan yaralar, çürükler veya morarmalar.

Zihinsel İzler: Zarar görmüş özgüven ve zihinsel sağlık gibi daha belirgin psikolojik etkiler.

Bunlara ek olarak; okula gitmek istememe, okul dışı zamanlarda okul arkadaşları ile görüşmekten kaçınma, eşyalarının kaybolması/Zarar görmesi, kendi ile ilgili olumsuz ifadeler kullanma, duygu dalgalanmaları normalden fazla olması (öfke patlamaları, ağlama krizleri) sıklıkla rastlanan belirtiler olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Bu belirtilerin çocuğunuzda olması çocuğunuzun akran zorbalığına maruz kaldığına işaret ediyor olabilir. Bu durumda öncelikle çocuğunuz ile zorbalık hakkında konuşmak, zorbalığa maruz kaldığında size başvurmasını istemek, öğretmeni ile iş birliği içinde olmak önemlidir.

Psikolog Sude MERT

Çocuklarda Motivasyon

     Çocukların bazılarının derse, konuya ya da karşılaşılan probleme çözüm üretmede istekli oldukları gözlenirken, bazılarının ise derslerde isteksiz oldukları, karşılaştıkları problemlere çözüm üretmede mücadele etme yerine daha çok kaçmayı seçtikleri görülmektedir. Öğrenciler arasındaki bu farkın oluşumuna etki eden etkenlerin başında motivasyon gelir.

    Motivasyon, çocuğun davranışlarını ve öğrenme becerisini etkiler. Çocukların çalışmasını ve bir amaca doğru harekete geçmesini tetikler. Çocuklarda motivasyon güçlü olduğunda düzenli, istekli, verimli bir şekilde çalışırlar. Ancak unutulmamalıdır ki; motivasyon kaynağı her çocuk için aynı değildir ve çocukları motive eden şeyler birbirinden farklıdır. 

Çocukların Motivasyonu Nasıl Artırılır?

  • Çocuğun motivasyonunun yüksek olması için; öncelikle kendisine saygı duyulduğunu bilmesi gerekmektedir. Çocuklar, başarı düzeyleri ne olursa olsun anne babaları tarafından sevilmek ve kabul görmek isterler. Çocuğun kendini değerli hissetmesi, öz güvenini artıracak ve onun kendini yetkin hissetmesini sağlayacaktır.
  • Sorumluluk bilinci ile motivasyon arasında pozitif bir ilişki olduğu bilinmektedir. Bu nedenle çocuklara okulda ve evde, yaş ve gelişim seviyelerine uygun sorumluluklar verilmelidir. 
  • Verilen sorumluluklar karşısında gösterilen çabanın küçük ödüllerle teşvik edilmesi ve olumlu geri bildirimler verilmesi çocuğun motivasyonunu artırmaya yardımcı olacaktır.
  • Çocuklara kendileriyle ilgili konularda kontrol fırsatı tanınmalı, karar alma süreçlerine onların da dahil edilmesi sağlanmalı ve karar alırken nedenlerin çocuğa anlayacağı şekilde açıklanması gerekmektedir.
  • Çocuğun kendisine ulaşılabilir hedefler koyması desteklenmelidir.
  • Çocukları ilgi ve seviyelerine göre başarabilecekleri işlere yönlendirerek başarı duygusunu tatmaları sağlanmalıdır. 
  • Ebeveyn ve öğretmenlerin çocukların başarı düzeylerinin ve potansiyellerinin farkında olması ve buna uygun beklentiler oluşturmaları gerekmektedir. Çocuğun potansiyelinin üzerinde bir beklenti, onların kendilerini yetersiz hissetmelerine ve motivasyonlarının daha çok düşmesine sebep olabilmektedir.
  • İyi niyetle yapıldığı da düşünülse ebeveynlerin çocuğu başkalarıyla kıyaslamamaları, çocukların da birer birey olduğunu ve her çocuğun birbirinden farklı olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

             Mutlu günler dileriz.

                                                                                                          Psikolog Serra Bayrak

Okul Öncesi Dönem ve Özgül Öğrenme Güçlüğü

 Genel olarak Özgül Öğrenme Güçlüğü yerine ‘’DİSLEKSİ‘’ terimi kullanılmakta ve okuma güçlüğü olarak bilinmektedir.

Özgül Öğrenme Güçlüğünün alt grupları vardır. Bunlar; 

–   Disleksi, okuma alanında güçlük,   

–   Disgrafi, yazma alanında güçlük,

–   Diskalkuli, matematik alanında güçlük,

Dispraksi, motor hareketler, koordinasyon ve planlamada yaşanan güçlük olarak tanımlanmaktadır. 

Genel olarak bu alt gruplar çoğu zaman birlikte görülürler. Ancak ayrı ayrı da görülebilirler. 

      Halk arasında “Disleksi” olarak bilinen Özgül Öğrenme Güçlüğü olan çocuklar, akranları ile aynı gelişim özelliklerini gösterir ve aynı gelişim basamaklarından geçerler. Bu nedenle erken çocukluk döneminde disleksinin fark edilmesi güçtür ancak bilinçli ebeveyn ve eğitimciler bu durumu kolaylıkla ayırt edebilirler. 

    Okul öncesi dönemde özgül öğrenme güçlüğü belirtileri olarak;

  • Dikkat ve odaklanma,
  • Akılda tutma (bellek) işlemleri,
  • Planlama ve organizasyon becerileri,
  • Temel kavram kazanımları ve dil gelişimi,
  • Koordinasyon gerektiren faaliyetler,
  • İsimlendirme işlemleri,
  • Sosyal hayat içinde yaşananları anlama ve anlatma,

gibi alanlarda gecikme ve zorlanma görülebilir.

Çocuğunuzda bu gibi durumlar gözlemliyorsanız bir uzman desteğine başvurmanızı öneririz.

BERRE DİLAN EKER
Uzman Öğretici

Çocuklarda Motivasyon

Çocukların bazılarının derse, konuya ya da karşılaşılan probleme çözüm üretmede istekli oldukları gözlenirken, bazılarının ise derslerde isteksiz oldukları, karşılaştıkları problemlere çözüm üretmede mücadele etme yerine daha çok kaçmayı seçtikleri görülmektedir. Öğrenciler arasındaki bu farkın oluşumuna etki eden etkenlerin başında motivasyon gelir.

Motivasyon, çocuğun davranışlarını ve öğrenme becerisini etkiler. Çocukların çalışmasını ve bir amaca doğru harekete geçmesini tetikler. Çocuklarda motivasyon güçlü olduğunda düzenli, istekli, verimli bir şekilde çalışırlar. Ancak unutulmamalıdır ki; motivasyon kaynağı her çocuk için aynı değildir ve çocukları motive eden şeyler birbirinden farklıdır.

Çocukların Motivasyonu Nasıl Artırılır?

⦁ Çocuğun motivasyonunun yüksek olması için; öncelikle kendisine saygı duyulduğunu bilmesi gerekmektedir. Çocuklar, başarı düzeyleri ne olursa olsun anne babaları tarafından sevilmek ve kabul görmek isterler. Çocuğun kendini değerli hissetmesi, öz güvenini artıracak ve onun kendini yetkin hissetmesini sağlayacaktır.

⦁ Sorumluluk bilinci ile motivasyon arasında pozitif bir ilişki olduğu bilinmektedir. Bu nedenle çocuklara okulda ve evde, yaş ve gelişim seviyelerine uygun sorumluluklar verilmelidir.

⦁ Verilen sorumluluklar karşısında gösterilen çabanın küçük ödüllerle teşvik edilmesi ve olumlu geri bildirimler verilmesi çocuğun motivasyonunu artırmaya yardımcı olacaktır.

⦁ Çocuklara kendileriyle ilgili konularda kontrol fırsatı tanınmalı, karar alma süreçlerine onların da dahil edilmesi sağlanmalı ve karar alırken nedenlerin çocuğa anlayacağı şekilde açıklanması gerekmektedir.

⦁ Çocuğun kendisine ulaşılabilir hedefler koyması desteklenmelidir.

⦁ Çocukları ilgi ve seviyelerine göre başarabilecekleri işlere yönlendirerek başarı duygusunu tatmaları sağlanmalıdır.

⦁ Ebeveyn ve öğretmenlerin çocukların başarı düzeylerinin ve potansiyellerinin farkında olması ve buna uygun beklentiler oluşturmaları gerekmektedir. Çocuğun potansiyelinin üzerinde bir beklenti, onların kendilerini yetersiz hissetmelerine ve motivasyonlarının daha çok düşmesine sebep olabilmektedir.

⦁ İyi niyetle yapıldığı da düşünülse ebeveynlerin çocuğu başkalarıyla kıyaslamamaları, çocukların da birer birey olduğunu ve her çocuğun birbirinden farklı olduğunu unutmamaları gerekmektedir.

Mutlu günler dileriz.

                                                                                                      Psikolog Serra Bayrak

Yürütücü Fonksiyonlar

Yürütücü foksiyon becerileri, görevleri derinlemesine düşünmek ve tamamlamak için gerekli olan bir dizi yetenektir. Problem çözmemize, görevleri başlatmamıza ve tamamlamamıza ve bir görevin tamamlanmasıyla dikkati sürdürmemize, bir karar vermemize, planlama ve dikkati dağıtmadan hareket etme yeteneğimize, daha karmaşık ve çok adımlı eylemlerden en sıradan görevleri yerine getirmemize kadar izin veren becerilerdir. 

Yürütücü işlev becerileri yaptığımız her şeye rehberlik eder. Giyinmek ve güne hazırlanmak, ödevi tamamlamak veya sandviç yapmak gibi görevler için gereklidir. Yaptığımız her çok adımlı aktivite için önemli bir foksiyondur!

Yürütücü fonksiyon işleyişi ile ilgili sorunları olan çocuklar çeşitli şekillerde zorluk yaşayabilir.

Yürütücü işlev bozukluğu, bağımsızlığı ve faaliyetleri gerçekleştirme yeteneğini engelleyebilir. Bilişsel beceriler, öz-düzenleme, planlama, organizasyon ve hafızaya izin veren birbirine bağlı bir işleme ağıdır.

 “Yürütücü İşleyiş Becerileri”nin genel terimini oluşturan bilişsel süreçler aşağıdaki gibidir.  Bu beceriler öğrenme, davranış ve gelişim için gereklidir. Tüm bu beceriler birlikte çalışır ve diğer alanları etkiler.

Yürütücü foksiyon becerileri şu şekildedir:

  • Duygusal Kontrol
  • Görev Başlatma
  • Görev tamamlama
  • Çalışma Belleği
  • Planlama
  • Önceliklendirme
  • İşleme hızı
  • Organizasyon
  • Dikkat
  • Kendi Kendini İzleme
  • Dürtü kontrolü
  • Bilişsel Esneklik
  • Öngörü
  • Kendi Kendine Konuşma
  • Problem Çözme
  • Dayanıklılık

Çocukların yeni bilgiler öğrenebilmesi, öğrendiklerini hatırlayabilmesi, günlük yaşam becerilerini yerine getirebilmesi, duygu durumunu kontrol edebilmesi için yürütücü fonksiyonların geliştirilmesi gerekmektedir. 

Lütfen sizlerde çocuklarınızda herhangi bir problem seziyorsanız bir Ergoterapiste danışın.

Unutmayın ki erken müdahale çok önemli! 

Sağlıklı günleriniz olsun. 

Ergoterapist Gözde Nur Altunsu 

İşitsel Algı Becerilerinin Öğrenmeye Olan Etkisi ve Ergoterapi Desteği

İŞİTSEL ALGI

Duyulan şeylerin tanınması ve anlamlandırılması olarak tanımlanır. Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için önemli bir süreçtir.  Okul döneminde, okumayı öğrenmede zorluk çeken çocukların işitsel algı sorunları olduğu belirtilmiştir.

Öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler işitsel algının alt parametlerinde güçlük yaşayabilirler. Bursa Albatros’ta ERGOTERAPİ desteği ile  İşitsel Algı Becerilerine yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

İşitsel bellek: Sözel bilgiyi dikkatle dinleme, işlemleme, depolama ve gerektiğinde yeniden çağırmayı içeren işitsel bellek, en önemli öğrenme becerilerinden biridir. Yetersizlik durumunda öğrenme, sözlü yönergeleri izleme, tartışmalara katılma, okuma, yazma hatta dili öğrenmede zorluklar görülebilir.

İşitsel sıralama: Sıralanmış nesnelerin sırasını hatırlama becerisini ifade eder. Harflerin, sayıların, günlerin ve ayların sırası ile hatırlanması bu beceri ile gerçekleşir.

İşitsel dikkat: Okulda, bir ders süresince dersi dinlemeyi ve odaklanmayı sürdüremezler. 

İşitsel çağrışım-birleştirme: Karşılıklı konuşmalardan sonuç çıkarma, bilmeceleri anlama ya da sözlü matematik problemlerini kavrama gibi üst düzey dinleme ve dil gerektiren alanlarda kullanılan bir beceridir.

Görsel Algı Becerisi

-Görme, görüntüleri tanımlamamızı, ’’bize doğru gelen” şeyi sezmemizi ve tepki vermek için hazırlanmamızı sağlayan karmaşık bir duyu sistemidir. Bu duyumuzu kullanarak hem kendimizi koruyabilir hem de hareketlerimizi yönlendirebiliriz. Böylelikle çevremize anlamlı tepkiler verebilir, sosyalleşebilir ve öğrenebiliriz. Görsel algı, beynin, görülenleri yorumlama, analiz etme ve anlama yeteneğidir. Görsel Algı, gözde başlayan görmenin alt basamaklarını kullanan çok sayıda beyin yapısının aktif olduğu karmaşık bir süreçtir. Bursa Albatros’ta,  görsel algı becerisini değerlendirip bireyin desteklenmesi gereken alanlarda kişiye özel müdahale programları oluşturmaktayız. 

Görsel algı neden önemlidir?

Görsel algı becerileri, okuma, yazma, bulmacaları tamamlama, kesme, çizim yapma, matematik problemlerini tamamlama, giyinme, karışık bir çekmecede çoraplarınızı bulma gibi birçok günlük beceri için önemlidir. Bu günlük işleri bağımsız olarak yerine getirmede zorlanan bir çocuğun öz güveni zarar görebilir, akademik performansında düşüşler ve oyun becerilerinde etkilenimler görülebilir.

1.1. Görsel Algı Becerisinin Alt Bileşenleri

Görsel ayrım; Bir nesnenin veya şeklin, renge, forma, desene, boyuta veya konuma göre sınıflandırılmasıdır. Günlük yaşamda okuma ve yazma aktiviteleri için, görsel ayrım, harfleri veya kelimelerin farklarını görmek için oldukça önemlidir. Bu alandaki zorluklar “b” nin “d” gibi görünmesine yol açar.

Görsel hafıza; Nesneleri, şekilleri, sembolleri, hareketleri veya bir hareketler dizisini hatırlama yeteneğidir. Okuduğunu anlama becerisi için görsel hafıza önemlidir. Çocuk ne okuduğunu ve bir sayfadan diğerine geçtiğinde daha önce okuduğu bir kelimeyi tanıdığını hatırlamalıdır. Bu beceri ile ilgili zorluklar okulda tahtadan veya kitaptan kopyalamayı çok daha zor hale getirebilir. 

Uzayda konumlandırma; Harflerle, nesnelerle veya şekillerle ilgili olarak, yön dil kavramlarını anlama ve konum ilişkisini kurabilmekle ilgilidir.

Şekil zemin ilişkisi; Çok fazla görsel bilgi içeren karmaşık bir arka planda nesneyi veya şekli bulabilme yeteneğidir. Örneğin, bir çocuktan mavi boyayı kalem kutusunda bulmasını istemek.  Mavi boya kalemini aramak için diğer tüm boya kalemlerini filtreleyebilmesi gerekmektedir.

Şekil sabitliği; Bir formun veya şeklin, döndürülmüş, küçültülmüş / büyütülmüş veya yakından veya çok yakından bakılmış olsa bile aynı olduğunu bilme yeteneğidir.

Görsel tamamlama; Resmin veya nesnenin bir kısmı mevcut olmadığında bile tamamını tanıma yeteneğidir. Görsel tamamlama, gördüklerimizi hızlı bir şekilde okumak ve anlamak için önemlidir. Bu beceriyle ilgili zorluk yaşayan çocuğun bir kelimeyi veya cümleyi dikkatlice incelemesi gerektiği anlamına gelir.

Görsel sıralı bellek; Bir nesne veya form dizisini doğru sırayla hatırlayabilme yeteneğidir. Bazı çocuklar bir kelimedeki harfleri biliyor olabilir ama sıralarını doğru şekilde hatırlayamıyor olabilirler.

Görsel motor entegrasyonu; Görsel bilgileri anlama ve sonra yazma gibi bir motor beceriyi uygun şekilde yapabilme yeteneğidir. Günlük yaşamda çocuğun tahtadaki yazıyı defterine zamanında aktarabilmesi tamamlayabilmesi içim önemlidir. Görsel motor entegrasyonunda zorluk yaşandığında el yazısının kötü anlaşılır olmaması gibi durumlar oluşabilir.

Çocuğumun Görsel Algı Becerilerinde Sorunları Olup Olmadığını Nasıl Anlaşılır?

Bir çocuğun görsel algı becerinde problem var ise aşağıda bahsedilen alanlarda zorluk çekebilir: 

  • Yapboz yapmakta,
  • Etraflarındaki nesnelerle ilgili eylemleri planlamada,
  • “Önünde, dışında, açık, altında, yanında, yukarı, aşağı” gibi mekansal kavramları öğrenmeke,
  • “B, d, p, q”  harflerini yanlış yazma veya karıştırma,
  • Yazarken sayıları veya harfleri ters çevirme.
  • Okurken veya yazarken satır takibini takip etmekte,
  • Sol ve sağ kavramını anlama ve hatırlamada,
  • Nereden başlayacağını bilmede,
  • Harflerin kelimelerde, rakamların problemlerde doğru sıralanmada,
  • Alfabeyi sırayla hatırlamada,
  • Bir yerden diğerine (örneğin tahtadan, kitaptan, kağıdın bir tarafından diğerine) kopyalamada,
  • Giyinmede (uygun ayakkabı veya çoraplar),
  • Harflerin ve nesnelerin boyutlarını ayırt etmede,
  • Eksik çizilen resim veya şablonların tamamlanmasında,
  • Görsel uyaran açısından zengin olan bir ortamda odaklanmada,
  • Kişisel eşyaların sınıflandırılması ve düzenlenmesinde (örn. İşyerinde düzensiz veya dikkatsiz görünebilir).
  • Karışık şekiller içeren bir resimde veya darmadağın bir masadaki belirli bir öğeyi bulmada.

Bir çocuk görsel algı konusunda zorluk yaşadığında başka hangi problemler ortaya çıkabilir?

Akademik performans: Akademik görevlerini tamamlamada zorlanırlar.

Dikkat ve yoğunlaşma: Dikkat dağıtıcı olmayan faaliyetler yaparken bile fazla çaba gösterirler ve bu çabayı korumakta zorlanırlar.

Kendini düzenleme: Bir göreve veya duruma uygun sosyal, duygu, davranış, dikkat düzeyini elde etme, sürdürme ve değiştirmede zorlanırlar.

Davranış: Görsel algı becerileri gerektiren etkinliklere katılmaktan kaçınabilir veya reddedebilirler.

Kaçınma: Kendileri yapmaktansa, başkalarının kendileri için görevlerini yerine getirmelerini tercih edebilirler (örneğin, “baba, bana bir ev çiz.’’).

Organizasyon: Eşyalarını takip etmekte ve organize etmekte zorlanabilirler.

Eğer tedavi edilmezse, görsel algıdaki zorluklar nelere yol açabilir?

Çocukların görsel algı ile ilgili güçlükleri olduğunda, aşağıdakilerle de zorlukları olabilir:

  • Çeşitli durumlarda endişe ve stres, akademik potansiyellerine ulaşmada zorluklara yol açmaktadır.
  • Meşgul çalışma sayfalarını doldururken veya görsel talimatları izlemede zorluklar.
  • Müfredata erişimde zorluklar, çünkü uygun görsel bilgilere katılamıyor.
  • Bağımsız giyinme ve diğer öz bakım görevlerini bağımsız olarak yönetme güçlüğü.
  • Önemsiz görsel bilgiyi engelleyen zorluk nedeniyle sınavları tamamlamadaki zorluklar.
  • Bir çocuk yeteneklerini akranları ile karşılaştırdığında zayıf özgüven.
  • Zayıf el yazısı becerileri.

Görsel algı zorlukları için ne tür bir tedavi önerilmektedir?

Çocuğunuzun görsel algıda zorluk çekmesi durumunda, bir Ergoterapiste danışmanız önerilir.

Bursa Albatros’ta Görsel Algı Değerlendirmesi ve Ergoterapi desteği verilmektedir.

Çocuğunuz Hiperaktif mi ? Yaramaz mı ?

Her yaramaz çocuk için hiperaktif denilmesinin doğru olmadığını belirten Psikolog Çisem Özkan, çocuklarda hiperaktif ve yaramaz ayrımını anlattı… Yerinde duramayan, kıpır kıpır, oturamayan, her fırsatta koşan, tırmanan, çok konuşan, ders dinlemeyen, oyun bozan bir çocuğunuz mu var? Çocuğunuz ya yaramaz ya da beyin yapısına bağlı psikiyatrik bir bozukluğa sahip.

HiPERAKTİFLİK VE YARAMAZLIK AYRIMI
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) son yılların en popüler tanılarından birisi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu nöropsikiyatrik bir bozukluktur. Her yaramaz çocuk için hiperaktif demek doğru değildir. Yaramazlık zamana, mekana ve çocuğun bulunduğu ortamdaki kişilere bağlı olarak değişebilir. Çocuk babasının yanında yaramazlık yaparken annesinin yanında yapmayabilir. Okulda uslu ve sakin bir öğrenciyken evde çok hareketli olabilir. Oysa DEHB’li bir çocuk her yerde ve herkesin yanında aynı özellikleri gösterir. DEHB’in herhangi bir klinik test ile ölçümü mümkün olmadığından okul öncesi dönemde çocukta görülen bazı anormallikler dikkat çeker: 

-Yönergeleri takip edemezler: Anne ve babalarının, öğretmenlerinin komutlarını anlamakta güçlük çekerler
-Dikkatini derse ya da oyuna veremezler: Öğretmenlerin dikkatlerini toplamada güçlük yaşadığı çocuklar oyun kurallarını anlamada ve sürdürmede de güçlük yaşadığı için arkadaşlarıyla ilişkilerinde problem yaşarlar.
-Ders ve oyun için gerekli materyallerini çoğu zaman kaybederler. 
-Çoğu zaman sizi dinlemiyormuş gibi görünürler. 
-Detayları gözden kaçırırlar Kıyafeti, ders ve oyun alanı çoğu zaman düzensizdir. 
-Unutkandırlar. İlgileri ve dikkatleri kolay dağılır. 


Okul öncesi dönemde ve okulun ilk yıllarında farkedilen DEHB’in tedavisi oldukça kolaydır. Beyin yapısına bağlı bir hastalık olduğu için anne-babalar bu konuda kendilerini ya da birbirlerini suçlu görmemelidir. Tedavi için en uygun zamanda doktorunuza başvurmalısınız.

Engelli Çocuğa Sahip Ailelere Öneriler

Çocuk sahibi olmak isteyen her kadın için hamilelik çok önemli bir dönemdir. Bu dönemin her aşaması çocuğunu merak ederek ve çocuğunun geleceği ile ilgili hayaller kurarak geçer.Anne karnında ya da doğduktan sonra bebeğinin fiziksel ya da zihinsel engelli olduğunu öğrenen aile uzun ve zorlu bir yola çıkmıştır. İşte bu yolda fayda sağlayacak bazı bilgiler… l

1. Çocuğunuzun engel durumunu araştırın:

Çocuğunuza tanı koyan uzman doktorunuzdan engel durumuyla ilgili ayrıntılı bilgi talep edin. 
 

2. Bilgi kirliliği yaratacak kaynaklardan uzak durun:

Çocuğunuzun engeline ilişkin her duyduğunuza inanmayın. Unutmayın ki sizin çocuğunuz ile aynı tanıya sahip başka bir çocuk daha farklı özellikler gösterebilir. Her çocuk biriciktir
 

3. Erken tıbbi ve rehabilitasyon desteğinin önemi:

Çocuğunuzun zihinsel ya da fiziksel farklılığında hayat boyu desteğini görebileceğiniz tıbbi ve rehabilitasyon modellerini denemekten çekinmeyin. 
 

4. Umutlu olun: Doğan her güneş, çocuğunuz için yeni bir umut demektir.

Sizi karamsar hissettiren kişi ve durumlardan uzaklaşın. 
 

5. Beslenmenin önemi:

Araştırmalar ikinci beyin olarak bağırsaklarımızın önemine dikkat çekiyor. Çocuğunuzun zihinsel sağlığı beslenmesiyle doğrudan ilişkili olduğundan paketli gıdalardan ve katkı maddeli besinlerden uzak durmaya çalışın. Yerini kendi mayaladığınız yoğurt, probiyotik turşu gibi anne eli değmiş dost bakteri yanlısı besinler alsın. 
 

6. Sanatın iyileştirici gücü

Müzik, tiyatro, dans gibi sanatsal aktiviteler çocuğunuzun engeline bağlı yaşadığı sosyal yaşam becerilerini geliştirmede etkili bir güce sahiptir. Dil ve konuşma becerilerini destekleyen programlar dışında mutlaka sanatın şifasından da faydalanın. 
 

7. Eşinizle iş birliği yapın:

Çocuğunuzun sorumluluklarını eşinizle paylaşırsanız yaşadığınız kaygı ve stres azalacaktır. 
 

8. Rehabilitasyon merkezi seçerken dikkat edin:

Rehabilitasyon merkezi seçerken merkezin fiziki koşullarının çocuğunuza rahat ve konforlu bir eğitim imkanı sağladığından emin olun. Merkez personellerinin diplomalarının çocuğunuza eğitim vermek için yeterli olup olmadığını araştırın. 
 

9. Yasal haklarınızı bilin:

Özel bir çocuğa sahip aile olarak devletin size ve çocuğunuza sunmuş olduğu haklar hakkında bilgi edinin. Sağlık, ulaşım ve eğitim gibi hizmetlerde yaşayacağınız ayrıcalıklar için ilgili yerlere başvurunuzu yapın. 
 

10. Dernek ve vakıflara dikkat:

Maalesef ülkemizde özel çocukların ailelerini maddi ve manevi istismar eden yapılanmalar mevcut. Devletin ücretsiz sunduğu bir çok hizmeti ücret karşılığında yapan dernek ve vakıf yetkililerine karşı dikkatli olun; gerekli durumlarda şikayetlerinizi devletin yetkili makamlarına bildirin. 
 

11. Kardeşleri ihmal etmeyin:

Özel çocuğunuzun zihinsel ve fiziksel farklılıklarıyla ilgilenirken diğer çocuğunuzun duygusal ihtiyaçlarını göz ardı etmeyin. Yaşına uygun sorumluluklar vererek onun da çocukluğunu yaşayabilmesi için eşinizle seferber olun. 
 

12. İlahi takdir

: Engelli bir çocuğun ailesi olmanızı karamsar bir sonuç şeklinde karşılamak yerine ilahi takdir olarak görmeniz çocuğunuza ve hayatınıza bakış açınızı değiştirecektir. Tüm psikolojik ve tıbbi müdahalelerin ötesinde tek gerçek budur.